Bugün Rinnovaincek sayfasında İstanbul Esenler ne diye geçiyor hakkında akla gelen soruları tek tek ele alıyoruz.
İstanbul Esenler Ne Diye Geçiyor? Bir İlçenin Adından Fazlası
Bir şehrin haritasında yalnızca yolları, binaları ve mahalleleri görürüz. Oysa her semt ve ilçe, aynı zamanda iktidar, kaynak dağılımı, toplumsal kimlik ve yurttaşlık ilişkilerinin üretildiği bir alandır. Esenler de İstanbul’un sıradan bir ilçesi olarak okunamayacak kadar yoğun bir siyasal ve toplumsal hikâyeye sahiptir.
Öncelikle sorunun kısa cevabı şu: Esenler, İstanbul’un Avrupa Yakası’nda yer alan bir ilçedir. İlçe statüsünü 1993 yılında kazanmış, 1994’ten itibaren ilçe belediyesi olarak yönetilmeye başlanmıştır. Bugünkü Esenler’in tarihsel kökleri ise Litros ve Avas adıyla bilinen eski yerleşimlere kadar uzanır.
Esenler Belediyesi
+1
Peki bu basit idari tanım bize ne anlatır? Asıl mesele burada başlıyor.
Esenler’in Adı, Tarihi ve Siyasal Kimliği
Esenler’in eski adı Litros, Atışalanı’nın eski adı ise Avas olarak geçmektedir. Cumhuriyet dönemindeki nüfus ve yerleşim değişiklikleriyle birlikte Litros, Esenler; Avas ise Atışalanı adını almıştır. Bu dönüşüm, yalnızca birer yer adının değiştirilmesi değildir. Yer isimleri çoğu zaman devletin, toplumun ve tarihin birbirine nasıl baktığını gösteren sembolik araçlardır.
Esenler Belediyesi
Burada ilginç bir siyasal soru ortaya çıkar: Bir yerin adını değiştirmek, yalnızca tabelayı mı değiştirir, yoksa o yerin geçmişle kurduğu ilişkiyi de yeniden mi tanımlar?
Siyaset biliminin kimlik, milliyetçilik ve ulus-devlet tartışmaları açısından bakıldığında Esenler’in hikâyesi, İstanbul’un dönüşümünün küçük ama dikkat çekici bir örneğidir.
Köyden Metropole: Göç ve Toplumsal Düzen
Esenler’in asıl büyük dönüşümü 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşandı. İstanbul’un hızlı sanayileşmesi ve iç göç hareketleri, ilçenin nüfusunu kısa sürede büyüttü. Böylece Esenler, yalnızca konutların bulunduğu bir alan olmaktan çıkıp farklı toplumsal grupların karşılaştığı yoğun bir kent mekânına dönüştü.
Bu noktada göçü yalnızca demografik bir olay olarak görmek eksik kalır. Göç, aynı zamanda yurttaşlık, sosyal hareketlilik, istihdam ve siyasal temsil meselesidir.
Bir insan kente geldiğinde yalnızca bir eve değil, aynı zamanda bir siyasal düzene taşınır. Belediyeden ulaşım hizmetine, eğitimden güvenliğe kadar devlet ve yerel yönetimle ilişkisi değişir.
İktidar Esenler’de Nasıl Görünür?
Siyaset biliminin temel sorularından biri “Kim, kimi, nasıl yönetiyor?” sorusudur. Esenler’de bu soruya cevap ararken yalnızca belediye başkanlığına veya seçim sonuçlarına bakmak yeterli değildir.
İktidar; belediye, merkezi yönetim, imar kararları, kentsel dönüşüm, sosyal hizmetler, ulaşım ve kamusal alanların düzenlenmesi üzerinden gündelik hayata dokunur.
Esenler özellikle kentsel dönüşüm politikaları bakımından dikkat çekici bir örnektir. İlçenin dönüşümü uzun süredir konut güvenliği, şehirleşme, yeşil alan ve kamu yatırımları tartışmalarıyla birlikte ilerlemektedir. 2026 yılında ilçeye “Şehitler” ve “Yeşil Vadi” adlarıyla iki yeni mahalle eklenmesi de mekânsal yönetimin hâlâ devam eden bir süreç olduğunu gösteriyor.
Esenler Belediyesi
Kentsel Dönüşüm: Kamu Yararı mı, Mekânsal İktidar mı?
Kentsel dönüşüm çoğu zaman teknik bir şehircilik meselesi gibi anlatılır. Oysa bunun güçlü bir siyasal boyutu vardır.
Bir binanın yıkılıp yenisinin yapılmasına kim karar verir? Hangi alan kamusal öncelik kazanır? Eski sakinlerin yeni kent düzenindeki yeri ne olur?
Burada meşruiyet kavramı önem kazanır. Bir dönüşüm hukuken mümkün olabilir; fakat yurttaşlar karar süreçlerinin dışında kaldıklarını düşünüyorsa siyasal meşruiyet tartışması ortaya çıkar.
Tam da burada katılım meselesi devreye girer. İnsanların yalnızca seçim günü oy kullanması yeterli midir? Yoksa kent planlamasında, bütçe tercihlerinde ve mahalle ölçeğindeki kararlarda da söz sahibi olmaları mı gerekir?
İdeoloji, Seçimler ve Esenler
Esenler, Türkiye’nin son yıllardaki siyasal kutuplaşmasını anlamak açısından da ilginç bir örnektir. İlçe uzun yıllardır muhafazakâr seçmen davranışının güçlü olduğu İstanbul bölgelerinden biri olarak öne çıkmıştır. Örneğin 2018 seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın Esenler’deki oy oranı yüzde 67 olarak açıklanmıştı.
Esenler Belediyesi
Fakat seçim davranışını yalnızca “muhafazakâr ilçe” etiketiyle açıklamak kolaycılık olur.
İnsanlar neden belirli partilere oy verir? İdeoloji mi belirleyicidir, ekonomik çıkarlar mı? Belediyenin sunduğu hizmetler, liderlik algısı, dini-kültürel kimlik veya güvenlik beklentisi ne kadar önemlidir?
Bu sorular bizi Anthony Downs’ın rasyonel tercih yaklaşımından, Gramsci’nin hegemonya kavramına kadar uzanan geniş bir siyasal düşünce alanına götürür.
Bir seçmenin tercihi gerçekten yalnızca ekonomik çıkarının hesabı mıdır? Yoksa içinde yaşadığı mahallenin kültürü, aile ilişkileri ve siyasal anlatılar da tercihini biçimlendirir mi?
Demokrasi Sandıktan İbaret mi?
Esenler örneği, yerel demokrasinin sınırlarını düşünmek için iyi bir fırsat sunuyor. Belediye seçimleri demokratik temsilin temel araçlarından biridir; ancak demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir.
Meşruiyet, seçim kazanmakla başlar ama yönetim sürecinde yeniden üretilir. Şeffaflık, hesap verebilirlik, kamusal denetim ve katılım bu nedenle önemlidir.
Bugünün Esenler’inde asıl tartışma belki de şudur: Kent yönetimi yurttaşı yalnızca hizmet alan kişi olarak mı görmeli, yoksa kararların gerçek ortağı olarak mı kabul etmeli?
Esenler’i İstanbul’un Küçük Bir Modeli Olarak Okumak
Esenler’in hikâyesinde Türkiye’nin kentleşme deneyiminin pek çok unsuru bulunuyor: göç, hızlı nüfus artışı, muhafazakâr siyasal kimlik, merkezi devlet, güçlü belediyecilik, kentsel dönüşüm ve değişen yurttaşlık talepleri.
Bu nedenle “İstanbul Esenler ne diye geçiyor?” sorusunun cevabı yalnızca “İstanbul’un bir ilçesi” değildir.
Esenler, aynı zamanda göçün, kentleşmenin, iktidarın ve toplumsal dönüşümün kesiştiği bir siyasal mekândır.
Ve belki en rahatsız edici soru şudur: Bir kenti gerçekten dönüştüren şey yeni binalar mı, yoksa o binaların içinde yaşayan insanların karar alma süreçlerindeki ağırlığı mı?
Esenler’i anlamak, aslında modern İstanbul’da iktidarın mekânı nasıl biçimlendirdiğini ve yurttaşın bu mekân içinde kendi sözünü ne ölçüde kurabildiğini anlamaya çalışmaktır.