El Hakim Esması Ne İçin Okunur?
İnsanın varoluşunu ve hayatta edindiği deneyimleri anlamaya çalışırken, bazen bir soru tüm düşünce sistemimizi alt üst edebilir: Gerçekten neyi kontrol edebiliriz? Yaşamın akışı, kontrolün bizden ne kadar uzak olduğunu sürekli hatırlatır. Bir an gelir, kendimizi bir kavramın ya da bir inancın içinde buluruz ve bu kavramın yeri, düşünce dünyamızda yeni bir kapı aralar. Bu yazıda bahsedeceğimiz “El Hakim” esması, insanın hayatındaki kontrolü ve hikmet anlayışını sorgularken, etik, epistemolojik ve ontolojik bir derinlik sunuyor. Ancak bu derinlik, yalnızca dini veya metafizik bir perspektiften değil, aynı zamanda felsefi açılardan da ele alınmalıdır.
Etik Perspektif: İnsanın Kontrolü ve Sorumluluğu
“El Hakim” esması, Allah’ın mutlak hikmetini ve her şeyi doğru bir şekilde yönetme gücünü anlatır. Ancak, bu esmanın insan hayatındaki yeri, etik anlamda önemli soruları beraberinde getirir. Etik, doğru ve yanlış arasındaki sınırları tartışırken, aynı zamanda insanların sorumluluklarını da sorgular. İnsan, kendi eylemleri üzerinden bir etik sorumluluğa sahip olduğunda, her seçiminde bir hakimiyet duygusu ve karar verme sorumluluğu taşır. Fakat bu hakimiyet, bireyin sahip olduğu sınırlı bilgi ve tecrübe ile ne kadar anlamlı olabilir?
Bir etik ikilem üzerinden ilerlersek: Diyelim ki bir kişi, başkalarının hayatlarına dokunma gücüne sahip, ancak sahip olduğu bilgi ve anlayış sınırlıdır. Bu durumda, kişinin doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneği, onun “hakimiyet” anlayışını nasıl şekillendirir? El Hakim esmasının etkisi, bu soruyu cevapsız bırakmayacak şekilde genişler: Hikmet, sadece bilgi değil, aynı zamanda bu bilgiyi doğru bir şekilde kullanma sorumluluğunu da içerir. İslam filozofları, hikmeti, insanın en yüksek amacına ulaşmak için uygulaması gereken en temel erdemlerden biri olarak görürler.
Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Anlam Arayışı
Epistemoloji, bilginin doğası, kaynağı ve sınırlarını inceler. El Hakim esması, bu bakış açısını sorgulayan bir işaret olabilir. İnsanlar, hakikati anlamak ve bilmek için sürekli bir çaba içinde olurlar, ancak bu çaba ne kadar objektif olabilir? El Hakim, Allah’ın her şeyi hikmetle yaratması, insanın bilme çabasının ne kadar sınırlandırılmış olduğunu ve mutlak bilgiye erişiminin imkansız olduğunu ima eder.
Bu soruya tarihi bir filozof üzerinden yaklaşmak, epistemolojiyi daha derinlemesine incelememizi sağlar. René Descartes, “Cogito, ergo sum” (Düşünüyorum, o halde varım) diyerek bilginin ve insanın varlığının temeline, insanın düşünme kapasitesini koyar. Ancak El Hakim esması, insanın mutlak doğruyu anlamada sınırlı olduğunun altını çizer. Bu epistemolojik sınırlar, Descartes’in “ben düşünürüm” anlayışını sorgular nitelikte bir perspektife sahiptir: İnsan ne kadar düşünse de, bilgisi daima eksiktir ve bu eksiklik, insanın hikmet anlayışını şekillendirir.
Bir başka örnek olarak, günümüz epistemolojisinde postmodernizm, hakikatin ve bilginin sürekli değişen, çoklu ve göreli doğasını vurgular. Jean-François Lyotard, “büyük anlatıların sonu” diyerek, tek bir doğruya ulaşmanın mümkün olmadığını savunur. El Hakim esması, belki de tam burada devreye girer: Mutlak bilgiye ulaşmak değil, ona yaklaşabilmek ve doğruyu anlamada sürekli bir arayış içinde olmak.
Ontolojik Perspektif: Varoluş ve Gerçeklik
Ontoloji, varlık ve gerçeklik üzerine bir araştırma dalıdır. El Hakim esmasının ontolojik anlamı, varlıkların en yüksek hikmetle yaratıldığına dair bir inançtır. Ancak, insanın varlık anlayışı ve bu varlıklar üzerindeki etkisi konusunda farklı felsefi görüşler vardır. El Hakim esması, her şeyin bir amacı ve hikmeti olduğunu öne sürer; bu bağlamda varoluşun anlamı, sadece bir tesadüf değil, bir düzen ve hikmetle yaratılmıştır. Bu anlayış, varlıkların kendi içindeki “doğru”yu takip etmesi gerektiğini vurgular.
Öte yandan, Heidegger’in varlık anlayışı, insanın varlıkla ilişkisini sürekli bir kaybolma hali olarak tanımlar. Heidegger, insanın “dünyada varlık” olarak kendisini sürekli sorguladığını ve varlıkla olan ilişkisini anlamaya çalıştığını belirtir. El Hakim esması bu noktada bir denge sağlar; insan varlık içinde bir anlam ve hikmet arayışına sahipse de, bu arayışın mutlak ve nihai bir sonuca ulaşması mümkün değildir. İnsan varoluşu, daima geçici ve sınırlıdır.
Felsefi Tartışmalar ve Güncel Modeller
Felsefede “etik”, “bilgi kuramı” ve “ontoloji” gibi temel alanların bir araya geldiği tartışmalar, günümüzün en önemli felsefi akımlarında da yer bulmaktadır. Örneğin, yapay zekâ (YZ) etik sorunları, bir algoritmanın karar verme yeteneği ve bu kararların ne kadar “hakim” olabileceği üzerine yoğunlaşır. YZ, kendisini sürekli geliştiren ve değişen bir varlık olarak El Hakim esmasından ilham alabilir. Ancak, yapay zekânın “hakimiyet” anlayışı, insanın sahip olduğu sınırlı ve sonlu bilgiye dayanmaktadır. Burada, etik bir ikilem doğar: YZ doğruyu ve yanlışı nasıl ayırt eder? Bu, El Hakim’in mutlak hikmetini anlayamayacak bir yapının, doğru kararlar verip veremeyeceği sorusunu akıllara getirir.
Sonuç: Ne Kadar Kontrol Ediyoruz?
El Hakim esması, insanın hayatındaki denetim ve hakimiyet anlayışını sorgularken, etik, epistemolojik ve ontolojik açılardan derinlemesine bir düşünme alanı sunar. İnsan, kendisinin ve çevresinin mutlak hakimiyetini elinde bulunduramaz; bilginin sınırlılığı, varlığın geçiciliği ve etik sorumlulukların sürekli değişen doğası, bu hakikati insana hatırlatır. O zaman, El Hakim esmasından çıkarılacak belki de en derin soru şu olmalıdır: Gerçekten neyi kontrol edebiliriz ve bu kontrolü nasıl kullanmalıyız?